Ali bin Ebu Talib (Arapça:علي بن أبي طالب, Farsça: علی پسر ابوطالب, Türkçe'de Hz. Ali olarak da anılır) ‎ (599 – 661) Şii inancına göre ilk halife ve oniki imamın ilkidir. Sünni inanışına göre ise dördüncü halife (Hulefa-i Raşidin'den) ve cennetle müjdelenen on sahabeden (Aşere-i Mübeşşere) biridir. Hz. Muhammed'in (sav) hem damadı hem


Hz. Ali
Ali bin Ebu Talib (Arapça:علي بن أبي طالب, Farsça: علی پسر ابوطالب, Hz. Ali) ‎ (599 – 661) Şii inancına göre ilk halife ve oniki imamın ilkidir. Sünni inanışına göre ise dördüncü halife (Hulefa-i Raşidin'den) ve cennetle müjdelenen on sahabeden (Aşere-i Mübeşşere) biridir. Hz. Muhammed'in (sav) hem damadı hem de amcasının oğludur. Resulullahın amcası Ebu Talibin dördüncü oğludur. Hulefa-i raşidin ve Aşere-i mübeşşerenin de dördüncüsüdür. Resulullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" damadı idi ve çok sevgilisi idi.


Peygamber efendimizin amcası Ebu Talib’in oğlu, Hulefa-i raşidinin ve Cennet'le müjdelenen on kişinin dördüncüsü. Resulullah’ın damadı, Ehl-i beytin, Ehl-i abanın birincisidir. Künyesi Ebü’l-Hasen ve Ebu Türab’dır. Puta tapmadığı için Kerremallahü Vecheh; kahraman ve cesur olmasından, dönüp dönüp düşmana saldırmasından dolayı Kerrar; Allahü tealanın arslanı manasına Esedullah-il-Galib ve Haydar; Allahü tealanın takdirine razı olduğu için Mürteda (Mürteza) lakablarıyla anıldı. Annesi, Peygamber efendimize kendi çocuğu gibi bakan Fatıma binti Esed’dir. 599 senesinde yani hicretten 23 yıl önce Mekke’de doğdu. Doğum tarihi hakkında başka rivayetler de vardır. 660 (H. 40)ta Kufe’de vefat etti. Necef’te defnedildi.


Ehl-i beytin, Ehl-i abanın birincisi idi. Allahü tealanın arslanı idi. Çeşidli hadis-i şeriflerde medh edildi. Ehl-i sünnetin gözbebeğidir. Evliyanın reisidir. Kerametler hazinesidir. Hicretden 23 yıl önce Mekkede tevellüd etdi. Annesi, Fatıma binti Esed bin Haşim idi. On yaşında iken, bi'setin ikinci günü imana geldi. Yürüyerek hicret edip, mubarek ayakları şişdi. Bütün gazalarda arslan gibi döğüşdü ve çok yara aldı. Uhudda on altı yerinden yaralanmışdı. Tebük gazasında, Medinede muhafız olarak bırakılmışdı. Âyet-i kerime ile medh ve sena buyurulmuşdur. Üç halifeye de bi'at etmiş, seve seve tasdik etmişdir. Her üçüne de çok yardım etmişdir. 35 yılında halife oldu. 36 yılındaki Cemel vak'asında Âişe-i Sıddikayı esir alınca hurmet ve ikram etmiş ve kendi askeri arasında bulunan Muhammed bin Ebi Bekr ile Medineye göndermişdir. 37 de Sıffin denilen yerde hazret-i Mu'aviyenin askeri ile yüz günde doksan kerre meydan savaşı yapmış, askerinden yirmibeşbin, karşı tarafdan kırkbeşbin kişi şehid olmuşdu. Karşı tarafın sulh teklifini kabul edince, ordusundan yedi bin kişi ayrıldı. Bunlara harici denildi. Halid bin Zeydi, bunlara nasihat için gönderdi ise de, faidesi olmadı. Bunların üzerine yürüyüp, perişan etdi. Hariciler, kendisine çok iftira ediyorlar. Şamdaki islam alimlerinden Ebu Hamid bin Merzuk, 1387 1967 baskılı (En-nakd-ül-muhkem) kitabında diyor ki, (İmamı Hayder Aliye "kerremallahü vecheh" dil uzatanlardan biri de İbni Teymiyye Harranidir. (Minhac-üs-sünne) kitabında Eshab düşmanlarına karşı harici kitablarından vesikalar nakl ederken, hazret-i Aliye ve Ehl-i beyte çirkin iftiralar yapmakdadır). Hazret-i Ali "radıyallahü anh", haricilerden Abdürrahman ibni Mülcem tarafından kırkıncı [1] yıl Ramezanın onyedinci günü, sabah nemazını kıldırırken, kılıncla başından yaralandı. İki gün sonra şehid oldu. Necefdedir. Üçü Fatımadan olmak üzere onsekiz oğlu ve on sekiz kızı vardı. Orta boylu, buğday renkli, ak ve uzun sakallı idi.






Beş yaşından itibaren Peygamber efendimizin yanında yaşayan Ali radıyallahü anh on yaşındayken Müslüman olmakla şereflendi. Bu konuda farklı rivayetler vardır. Müslüman olması şöyle anlatılır:


Bir gün Resulullah ile hazret-i Hadice’nin beraber namaz kıldığını gördü. Namazdan sonra; “Bu nedir?” diye sordu. Resul-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem; “Bu Allahü tealanın dinidir. Seni bu dine davet ederim. Allahü teala birdir, ortağı yoktur. Lat ve Uzza isimli putları terk etmeni emrederim.” diye cevab verdi. Ali radıyallahü anh; “Önce babama bir danışayım.” dedi. Resulullah ona; “İslama gelmezsen, bu sırrı kimseye söyleme.” buyurdu. Hazret-i Ali ertesi sabah, Resulullah’ın huzuruna gelerek; “Ya Resulallah! Bana İslamı arz eyle.” diyerek Müslüman oldu. Müslüman olanların üçüncüsü, çocuklardan ise birincisidir.


Hazret-i Ali, İslamiyeti kabul ettikten sonra, bütün Mekke devrini teşkil eden on üç sene Peygamber efendimizin yanında, O’nun huzur ve hizmetlerinde bulundu. Peygamber efendimizin sevgi ve iltifatlarına kavuştu. Mekkeli müşriklerin bütün eza ve cefalarına katlanarak Peygamber efendimizin en yakın yardımcılarından oldu.


Resulullah’a (sallallahü aleyhi) ve sellem hicret için müsaade edilince, her tehlikeyi göze alarak, O’nun yatağına yatıp, hiç kimseden çekinmedi. Ertesi gün kendisine emanet edilen şeyleri sahiplerine verip, Mekke-i mükerremeden yola çıktı ve Peygamber efendimize Kuba’da yetişti.


Mescid-i Nebevi’nin inşaatında çok gayret gösterdi. Bedr, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazalarda bulundu ve fevkalade gayret ve kahramanlık gösterdi. Yalnız Uhud Gazasında on altı yerinden yara aldı. Pekçok gazada Resulallah sallallahü aleyhi ve sellem sancağı hazret-i Ali’ye teslim etmiştir.


Hazret-i Ali, Hudeybiye Antlaşmasında sulh şartlarının yazılmasında vazife aldı. Hayber Gazasında bulunup, büyük kahramanlıklar gösterdi. Bu savaşta, ağır bir demir kapıyı kalkan olarak kullanmıştır. Huneyn Gazasında da büyük kahramanlıklar gösteren hazret-i Ali, Tebük Gazasında, Resulullah efendimiz tarafından vazifeli olarak Medine’de bırakıldığı için bulunamadı. Daha sonra Yemen Muharebesinde ordu kumandanı olarak vazifelendirildi. Mekke-i mükerreme feth edilince, Kabe’deki putları imha vazifesi ona verildi.


Peygamber efendimiz vefat edince, o yıkayıp kefenledi. Bu son mübarek vazife, ona ve hazret-i Abbas, Üsame bin Zeyd, Fadl ve Kusem’e nasib oldu. Definden sonra halife seçilen Ebu Bekr’e biat edip onun devlet işlerini yürütmede istişare ettiği zatlardan oldu ve kadılık (hakimlik) görevlerinde bulundu. Hazret-i Ömer’in halifeliğine de biat edip, halifenin danışmanı ve hakimliğini yaptı. Hazret-i Osman’ın da halifeliğine biat edip, hilafet işlerinde onun vezirliğini yaptı.


Hazret-i Osman’ın şehit edilmesinden sonra 656 (H. 35) Zilhicce ayında halife oldu. Hazret-i Osman’ı şehit edenlerin cezalandırılmaları hususunda çıkan ictihad ayrılıklarından dolayı karşı karşıya gelen iki ordu arasında tam anlaşma olmuştu ki, Abdullah bin Sebe’ ismindeki Yahudi, gece karanlığında grubu ile birlikte Basralıların üzerine saldırdı. Gece karanlığında kimse ne olduğunu anlayamadı. Üç gün savaş devam etti. Cemel (Deve) Vak’ası olarak bilinen bu hadisede Aişe-i Sıddika esir alınınca, hazret-i Ali hürmet ve ikram edip kendi askerleri arasında bulunan kardeşi Muhammed bin Ebu Bekr ile Medine’ye gönderdi. Bir sene sonra Sıffin denilen yerde hazret-i Muaviye’nin ordusu ile yüz günde doksan meydan muharebesi yaptı. Askerlerinden yirmi beş bin, karşı taraftan kırk beş bin kişi şehid oldu. Karşı taraftan gelen sulh teklifi ile antlaşma olunca, ordusundan yedi bin kişi ayrıldı. Bunlara harici denildi (Bkz. Hariciler).


660 (H. 40) senesinde Ramazan-ı şerif ayının on yedinci Cuma günü sabah namazına giderken İbn-i Mülcem adlı bir harici tarafından başına kılıçla vurularak şehit edildi. Kabirleri Necef denilen yerdedir.


Halifeliği devrinde zuhur eden fesatçılarla mücadele ettiğinden, sükun ve huzur bulamamıştır. Hükumet idaresinde hazret-i Ömer’in yolunu tutmuştur. Her işin emniyet ve istikamet dairesinde yapılmasına çalışır, halka şefkat gösterirdi. Her tarafta askeri birer merkez vücude getirmişti.


Hakkında bir kaç ayet-i kerime nazil olup, pek çok hadis-i şerifle medhedildi. Ehl-i sünnetin gözbebeği, evliyanın reisi, kerametler hazinesidir. Adalet, ilim, cömertlik, merhamet ve diğer yüksek faziletleri kendisinde toplamıştır. Peygamber efendimiz hazret-i Ali’ye cömertlerin sultanı manasına Sultan-ül-eshiya buyurmuşlardır.


Buğday benizli, orta boylu, uzun gerdanlı, güler yüzlü, iri siyah gözlü, geniş göğüslü, iri yapılı ve sık sakallı görünüşe sahib olan hazret-i Ali, ilim ve amel bakımından en yüksek derecede idi. Allah korkusundan devamlı ağlardı. Namaza durunca, alem alt-üst olsa, haberi olmazdı. Bir harpte ayağına saplanan oku, namazda çıkardıkları halde haberi olmamıştı.


Hazret-i Ali'nin hazret-i Fatıma'dan Hasan, Hüseyin ve Muhsin adında 3 erkek, Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adında iki kızı olmuştur. Hazret-i Fatıma'dan sonra evlendiği hanımlarından 15 erkek, 16 kız çocuğu olmuştur.


Hazret-i Ali, fevkalade beliğ ve fasih konuşurdu. Peygamber efendimizden sonra, onun derecesinde beliğ hutbe okuyacak bir başkası yok idi. Arap lisanının ilk kaidelerini koyan odur. Bu sebeple Kur’an-ı kerimin lisanına herkesten çok aşina idi. Devamlı Peygamber efendimizin yanında bulunması ve onun feyizli nurlarına ilk kavuşanlardan olması sebebiyle Kur’an'ın hükümlerini en iyi bilen o idi. Tefsire dair birçok rivayetler bildirmiştir. Bilhassa ayetlerin iniş sebepleri konusunda birçok rivayetleri vardı. Bu konuda buyuruyor ki: “Sorunuz, bana ne sorarsanız, size cevabını veririm. Allah’ın kitabını bana sorunuz. Vallahi bir ayet yoktur ki, ben onun gecede mi, gündüzde mi, kırda mı, dağda mı nazil olduğunu bilmiyeyim.” Bu sebeplerden dolayı, hakkında birçok rivayet olup, anlaşılması güç meselelerde, onun rivayeti tercih edilmiştir. Hacc-ı Ekber’in kurban bayramı olduğuna dair olan rivayeti gibi.


Hazret-i Ali, Ehl-i beytten olması sebebiyle, Peygamber efendimizin sünnetine herkesten daha fazla vakıftı. Bu hususta herkesin müracaat kapısıydı. Bizzat Resulullah efendimizden du***** yazdığı bir hadis sahifesi vardı. Bu sahife, Sahifetü Ali bin Ebi Talib adıyla 1986’da yayınlanmıştır. Kendisinden 586 hadis-i şerif bildirilmiştir. Bunlardan 20 tanesi hem Buhari’de, hem de Müslim’de bulunur. Bundan başka 9 hadis-i şerif Buhari’de, 15 hadis Müslim’de, tamamı da Ahmed bin Hanbel’in Müsned adlı kitabında vardır.